4 Temmuz 2007 Çarşamba
28 Haziran 2007 Perşembe
EV AKSESUARLARI
26 Haziran 2007 Salı
RENKLERİN FISILDADIKLARI
Siyah: Hırsın bir ifadesidir. Bizde ve batıda siyah, matemi simgelerken Japonya’da mutluluğun simgesidir. Fonda kullanıldığında karamsarlığı çağrıştırır. Işığı yok eder. Konsantrasyonu en çok getiren renktir. Einstein, konsantreolabilmek için perdeleri siyah, gün ışığı olmayan bir odaya girer ve öyle düşünürmüş.Mavi: Freud, maviyi ’sakin’ diye niteler. Faber Birren ise tansiyonu düşürdüğünü söyler. Araplar ise mavi taşların kanın akışını yavaşlattığına inanırlar. Nazar boncuğu o yüzden mavi taşlıdır. Sakinleştirici bir renktir, batıda bu etkisi yüzünden intiharları azaltmak için köprü korkuluklarını maviyeboyarlar. Mavi ve özellikle lacivert kozmik bir renk olarak kabul edilir, sonsuzluğu, otoriteyi ve verimliliği çağrıştırır. O yüzden dünyadaki firmaların yarısından fazlası logolarında maviyi kullanırlar.
Mor: Nevrotik duyguları açığa çıkardığı, insanları bilinç altında korkuttuğu tespit edilen bir renk.
Sarı: Geçiciliğin ve dikkat çekiciliğin ifadesidir. O yüzden tüm dünyada taksiler sarıdır. Dikkat çeksin ve geçici olduğu bilinsin diye. Araba kiralama firmaları logolarında hep sarıyı kullanırlar.
Beyaz: İstikrarı, devamlılığı ve temizliği simgeler. Beyaz elbiseler sizin temiz olduğunuz imajını verir.
Kırmızı: Dikkat çeken ve insanı uyaran bir renktir. Ağırlıklı olarak kırmızı giyen ve kullananlar, insanlar arasında dikkat çekmek ve fark edilmek isteyen kişilerdir. İnsanı uyaran ve dikkat çeken bir renk olması yüzünden kırmızı, genellikle işaret dilinde ve levhalarda kullanılır. Günlük hayattaki yasaklayıcı ve kısıtlayıcı işaretler genelde kırmızıdır. Kırmızı alarm, kırmızı kart, kırmızı ışık, insanı aynı zamanda şuuraltı olarak da uyarıp bazı mesajlar verir. Birçok zehirli hayvanın da kırmızı ve sarı gibi uyarıcı renklere sahip olduğu ve bununla "Bana yaklaşma!" mesajı verdiği bilinir. Bu renk, kalbin uyarılmasında ve kalb atışının hızlanmasında tesirli olup, kan dolaşımının artmasını sağlar.
Lâcivert: Gücü, otoriteyi, ciddiyeti ve resmiyeti temsil eder. Üniformaların ve resmi kıyafetlerin çoğunda lâcivert vardır. Resmi kurumlar ve bazı firmalar amblemlerinde lâcivert ve tonlarını kullanır. Ciddi ve sorumluluk sahibi olarak bilinmek isteyen insanlar, lâciverti fazla tercih ederler..
Kahverengi: Sıradanlığı ve mütevazılığı temsil eder. Toprak, kahverengi renktedir ve en mütevazı maddedir. Kahverengi tonu fazla olan ortamlar insanı bunaltabilir. Bu yüzden insanların uzun süre oturması istenmeyen mekânlarda kahverengi ton fazla kullanılır. İnsanlar arasında dikkat çekmek istemeyen kişiler, kahverengi tonlu kıyafetleri fazlaca tercih ederler.
Yeşil: Huzuru, hayatı, büyümeyi ve mutluluğu temsil eder. Tabiatta bol miktarda yeşil ve yeşilin tonları görülür. Yeşil dinlendirir, psikolojik durumu dengeler ve gevşetir. Rahat hareket etmeyi sağlar. Yeşilin insan ruhu ve bedenindeki dinlendirici tesirleri, kaygı ve depresyona iyi gelir. Yeşil bir ortamda insanlar kendilerini daha enerjik ve canlı hissederler. Bu rengin hakim olduğu mekânlar daha geniş görülür. Derin ve yavaş nefes almayı kolaylaştırır. Trafik işaretlerinde otoyolu ifade eden yeşil tabelalar genişlik ve rahatlık mesajı verir. Yeşili bolca kullanan kişiler yardım etmeyi severler ve insancıldırlar.
Pembe: Mutluluğu ve canlılığı temsil eder. Aynı zamanda dikkat çeken bir renktir. Özellikle kız çocuk eşyalarında fazla miktarda kullanılır. İştahı azalttığı bilinir.
Turuncu: Gençliği, canlılığı ve dinamizmi temsil ettiği gibi mutluluğu da temsil etmektedir. Dikkat çeken bir renktir. Yol bakım çalışanları turuncu elbiseler giydiklerinden dikkati hemen çekerler. Turuncu, iştahı ve sindirim sistemini uyarır. Turuncu, bağışıklık sistemine müspet tesir eder. Duyguların ifadesini kolaylaştırır. Depresyonun azaltılmasında yardımcıdır. Aktif, canlı, sabırsız ve neşe dolu insanlar, turuncunun tonlarını tercih ederler.
BİR TEK GÜLÜMSEME
Küçük kız, hüzünlü bir yabancıya gülümsedi.Bu gülümseme adamın kendisini daha iyi hissetmesine sebep oldu. Bu hava içinde yakın geçmişte kendisine yardım eden bir dosta teşekkür etmediğini hatırladı. Hemen bir not yazdı yolladı.Arkadaşı bu teşekkürden o kadar keyiflendi ki, her öğlen yemek yediği lokantada, garson kıza yüklü bir bahşiş bıraktı.
Garson kız ilk defa böyle büyük bir bahşiş alıyordu. Akşam eve giderken , kazandığı paranın bir kısmını köşe başında oturan fakir adamın şapkasına bıraktı.
Adam öyle ama öyle minnettar oldu ki.. iki gündür boğazından aşağı lokma geçmemişti. Karnını doyurduktan sonra, bir apartmanın bodrumundaki tek göz odasının yolunu ıslık çalarak tuttu. Öyle neşeliydi ki, bir saçak altında titreyen köpek yavrusunu kucağına alıverdi.
Küçük köpek gecenin soğuğundan kurtulduğu için mutluydu. Sıcak odada bir o yana bir bu yana koşturup durdu.
Gece yarısından sonra apartmanı dumanlar sardı. Bir yangın başlamıştı. Dumanı koklayn köpek öyle bir havlıyordu ki , önce fakir adam uyandı, sonra bütün apartman halkı.
Anneler babalar dumandan boğulmak üzere olan yavrularını kucaklayıp , ölümden kurtardılar.
Bütün bunların hepsi , ama hepsi beş kuruşluk bir maliyeti bile olmayan bir tek GÜLÜMSEME sonucuydu.
25 Haziran 2007 Pazartesi
KIZ BEŞİKTE, ÇEYİZ SANDIKTA
Çeyiz geleneği devam ediyor ama hazırlanış gerekçesi değişti. Anadolu'da birçok genç kızın daha çocuk yaşlarda el emeği göz nuru harcayarak hazırladığı paha biçilmez çeyizler, Osmanlı döneminde gelin olacak genç kızın tek serveti idi.Osmanlı döneminde kadınlar, kız çeyizine büyük önem verirdi. Bu, o dönemde, kız çocuğunun evlendikten sonra, miras paylaşımından erkek kardeşinin yarısı kadar hak almasından kaynaklanırdı. Erkek çocuk 2 hisse alırsa, kız çocuk 1 hisse alırdı. Bu geçmişte öyleydi, ama şimdi de sadece bir kültürel olgu değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik değeri olan bir olgudur."Kocaya mal mı götürüyorsun?"Aslında kız, aileden hiçbir şey alamazdı. Çünkü 'Kocaya mal mı götürüyorsun?' diye ayıplanır ve kendine düşen hisseyi, kardeşine bağışlamak zorunda bırakılırdı. Bu nedenle kız anneleri, maddi anlamda kendi çektikleri sıkıntıları, kızlarının çekmemesini istedikleri için, yükte hafif, pahada ağır olan çeyizler hazırlarlardı. Çeyiz, o dönemlerde, mümkün olduğu kadar paraya dönüşebilecek eşyalardan oluşurdu.Osmanlı döneminde çeyizin asıl amacı budur, yani kızı desteklemektir.
Eski geleneksel yaşamda sandık çeyizi, kız bebesinin doğmasıyla başlar ve genç kızın evlenmesine dek sürerdi. Bunun için de "Kız beşikte, çeyiz sandıkta" denirdi. Sandığa önce bir don konurdu; kız 'donansın' diye. Bu inancın nedeni, çeyizi az olan kıza "Sen bize donsuz geldin" denmesidir. Bu sözleri hiçbir kadın duymak istemez. O nedenle kız bebesi doğar doğmaz sandığa don konmasının nedeni budur.Çeyiz sanığının manevi olarak en değerli hazinesi 'oya', Anadolu'da söz hakkı kısıtlı gelinin, ince ve imalı bir mektubudur. Anadolu'nun birçok köy, kasaba ve kentlerinde, insanlar sustuğu zaman, renkler, motifler, çevreler ve oyalar konuşur.
24 Haziran 2007 Pazar
DANTELLİ DAMAT BOHÇASI
Damadını seven bir kayınvalide böyle güzel bir damat bohcası hazırlayabilir, değil mi? Eltimin annesi azmetmiş bu bohçayı hazırlamış. Özellikle Denizli'nin ilçelerinde nişan sırasında karşılıklı verilen bohça hazırlanışına çok önem verilir.Şu anda eltim bu bohçayı (ikinci resimde) vantilatör örtüsü olarak kullanıyor. Vantilatör örtüsü olarak da çok şık.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)